DOLAR 5,7845
EURO 6,3850
ALTIN 271,5
BIST 108.869
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Hafif Yağmur

Türk Milletini Yok Olmaktan Kurtaran 3 Türk Büyük Kahraman

Türk Milletini Yok Olmaktan Kurtaran 3 Türk Büyük Kahraman
05.11.2019
98
A+
A-

Sultan  Abdülaziz Han, Sultan Abdülhamit han ve Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsedicez, ben ne yazık ki Sultan Abdülhamit hanı  yakından yeni tanıyabildim geç oldu ama çok araştırdım yabancı kaynaklarda dahil olmak üzere her kaynakta inceledim.   

Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır ya insan bu kadar geç keşfettiği için kendine yine de çok kızıyor suçlu hissediyor, siz tarihte ilk defa denizaltından atılan torpido ile batırılan geminin  Osmanlı imparatorlu tarafından üstelik Abdülhamit Han döneminde batırıldığını biliyor muydunuz?   

Atatürk zaten ilk kahramanım olmayı hayal ettiğim çocukluk komutanım, tanıdığım ve bildiğim ilk gerçek kahramandı. Araştırdıkça Sultan Abdülhamit ve Atatürk ilişkisini gördüm bu öyle bir ilişki ki Abdülhamit Atamızı bir babanın evladını belli bir yaşa gelinceye büyüyünceye kadar koruması gibi korumuştu sanki,  işin ilginç kısmı ise bu durumdan 2 tarafında haberi olmamasıydı, Adeta bir ilahi dokunuş yapılmıştı.    

 Araştırdıkça çok daha vahim sonuçlar gördüm milletim, Osmanlının son dönemlerinde köşeye sıkıştırılmış yok edilmek üzere idi o kadar zor durumdaydı ki bizi ardı ardına gelen 3 Türk kahramanı anca kurtarabilirdi öylede oldu biz bu yazımızda bu detayları size anlatmak istedik.    

Eğitim Hemşireliği

Evet yazı uzun olacak ama okumanızı rica ederim, çok önemli bilgiler içermekte çünkü her Türk evladının bilmesi anlaması gereken bilgiler ve ben yazmaya başladığımda saatlerce kalkmayıp aklımdaki o yüzlerce cümleyi buraya aktardım Bu yazı için 5 Saat civarı sandalyeden dahi kalkmadım sadece bunun hatırına dahi okumanız beni mutlu edecektir.      

Dünyada refah ve özgürlük içinde yaşayan herkes ülkesini sever ve özel hisseder İngilizler İspanyollar Amerikalılar Fransızlar İtalyanlar, Almanlar kısacası şuan gelişmiş medeni diyebileceğimiz neredeyse tüm ülke vatandaşları ülkesinin gelişmişliği ve güçlülüğü ile övünür peki ya düşünürler mi, bilirler mi ? o övündükleri ülkeleri nasıl gelişti?

Bakmayı bilirseniz tarihte her şey o kadar açık ve nettir ki; o ülkeler kan, ihtiras, hile, zalimlik ile o güce kavuşmuşturlar zalimlikten kastımız  savaşlar değil, savaşlar ne yazık ki insanlık tarihînin bir parçasıdır kötüdür, felakettir ama kastetmeye çalıştığımız zalimlik değildir,  

Bu yazımızda kastettiğimiz zalimlik kelimenin tam anlamı ile zalimliktir, bu ülkelerin sömürgeci olmaları mazlumların sırtından, rahat yaşamaları kandan beslenmeleri, başka ülkelerin kaynaklarını, o ülkelerin insanlarını öldürerek hatta kendi ellerini kirletmeden onları birbirlerine öldürterek, çocukların gözyaşlarına çektikleri acılara ölmelerine aldırmadan, ikballeri için  dünya ve insanlık vicdanını dahi umursamadan, sinsi, gizli sistematik ve kararlı bir şekilde felakete sürükleyerek yapmıştır.

 

Peki ya biz, Türklerin tarihine de bakınız sonra dünyanın diğer imparatorluklarının tarihleri nede bakınız  dünyada bu kadar geniş topraklara ve milletlere hükmedip hiç birini sömürmeyen katletmeyen, ve dahi  hor bile görmeyen, hatta tarihi boyunca bunu aklından dahi geçirmeyip, aksine adaletle eşitlikle yüzyıllar boyunca barış içinde yöneten bir millet daha var mı? Dünyamızda yok.

                                 
Osmanlı devleti 600 yıllık kadim tarihi boyunca, ve sonrasında yeni şekli olan Türkiye Cumhuriyeti ile 1 asırdır hüküm sürdüğü topraklarda  hiçbir milleti sömürmedi, hor görmedi aksine nerede mazlum bir millet olsa her zaman yardımına koştu. Kore’de koştu Kıbrıs da koştu Irak’ta koştu Suriye’de koştu, ordusunun yetişemediği yerlere gıda gönderdi gıdasını ulaştıramadığı yere duaları ulaştı gözyaşları ulaştı ekonomik olarak en buhranlı zamanlarında Afrika’ya en çok yardım götüren ülkelerden oldu.
 

Hadi bunlar geçmiş 20-30 yıl da biz yine de eski tarih diyelim, şuanda yaşadığımız tarihte ise 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yüzbinlerce yetim yada öksüz Suriyeli çocuğa da kalkan oldu Hızır oldu, onların hayatını kurtardı bazılarınız belki Suriyeli mültecilere karşısınız evet haklısınız.   

Tarih tekerrür eder  biz bu filmi dört oldu izliyoruz zaten sadece mazlum ırklar değişiyor senaryo ayni, 60 yıl sonra bu Suriyelerin çocukları yada 100 yıl sonra onların çocukları onlara uzanan yardım elini, babalarının dedelerinin dolayısıyla kendilerinin hayatlarını Türklerin kurtardığını belki unutacak, kendilerini kurtaran millete silahlarını çevirecekler      

Yüksek ihtimalle yabancı örgütler tarafından manipüle edilip bir terör örgütü olmaları sağlanacak belki toprak isteyecekler belki yapmadığımız ama yaptığımıza yabancı güçler tarafından inandırıldıkları hayali zulümlerin intikamını almak için canımızı almaya çalışacaklar kışkırtılacaklar hepsi bir ihtimal ama kuvvetle ihtimal ki batılı güçler yüzyıldır oynadıkları oyunu tekrar oynayacaklar evet yukarıda anlattığımız şeyler olacak belki.

Şunu unutmayın, nasıl bir baba oğlunun günahlarından hatalarından sorumlu tutulamazsa o mazlum çocuklar da gelecek kuşakların günahlarında sorumlu tutularak kaderlerine terk edilmez, edilmemelidir ki bizim dışımızda herkes gözünü bile kırpmadan eder ediyor da,

Şuan Türkiye’nin Suriye’deki savaş mağdurlarına uyguladığı merhamet ve hoşgörü 600 yıl boyunca Osmanlı’da uygulandı ve imparatorluğun ilk 2 asrında o hoşgörü o şefkat bizi dünyanın hakimi yaptı sonraki 2 asırda adaletin ve gerçek şefkatin merkezi olarak en güçlü devlet olarak konumumuzun korumasını sağladı. Son 2 asırda çöküp küllerinden Türkiye Cumhuriyetini kurmamıza neden oldu tıpkı önceki 15 Türk devletinde yaptığımız gibi.   

Biz millet olarak hiç zalimlerden olmadık, zalimlerden olmadık ama zalimliğe de hiç susmadık, mazlumu korumak için şehit düştük gazi olduk bazen gafil bile olduk    

1. Dünya savaşında dehşetle çarpışan nefretle dolan orduların içinde en ahlaklısı, şereflisi ve merhametlisi olduk en büyük örneğidir ki Çanakkale’de esirine kendi son yemeğini veren kendisi ise aç yatan şefkat timsali ordu idi işte o bizdik.

 O dönem ne Almanlar güvenip İngilizlere nede İngilizler güvenip Almanlara ateşkes yapıp, silahsız siperlerinden çıkıp cesetlerini ve yaralılarını alamadı ölüme terk etmek zorunda kaldı       

 Biz, Çanakkale’de yaralılarımızı ve şehitlerimizi aldık ateşkes güveni sağlandı, İngilizler bize güvendi bizde İngilizlere Almanlara güvenmeyen İngilizlerin en üst rütbeli komutanları bile Çanakkale’de siperinden savunmasız çıktı, ne hainlik ne ihanet ne hile bekledi bizden.                               

     O İngiliz askerleri hatıralarında şöyle yazmadı mı?      

 ‘’Ateşkesten önce canavar bildiğimiz Türkleri gördükten tanıdıktan konuştuktan sonra sanki sevmeye başlamıştım bugün ise daha garip bir şey oldu siperdeyken bir Türk askerinin bizden(İngiliz askeri olan) bir yaralının üstüne siper olarak onu koruduğuna şahit oldum öncelikle buradaki dehşetin beni yanılttığını hayal gördüğümü düşündüm yanımdaki arkadaşıma sordum doğruladı, biz kiminle savaşıyoruz böyle Tanrım bunu gördükten sonra nasıl onlara kurşun sıkarım.’’    

İşte biz böyle bir milletiz sizde, bu tarihin ışığında fark etmediniz mi? görmediniz mi?  Biz Türkler insanlığın son kalesiyiz, bu nedenle Allah en zor zamanlarımızda hep bir kahraman yolladı bize kimi zaman Metehan oldu bu kimi zaman Fatih Sultan Mehmet kimi zaman Abdülaziz kimi zaman Abdülhamit ve son olarak Mustafa Kemal Atatürk ve adını sayamadığımız nice kahramanlarımız.      

 En umutsuz karanlık zamanlarda bu millete ışık oldular, o kahramanları sayesinde Türk milleti asla boyun eğmedi, eğmeyecek,  en kötü zor zamanlarımızda İslamiyet’e sığındık hep inandık, zalime teslim olmadık her şey bitti dendiğinde küllerimizde 16 kez yeniden doğduk ve tekrar hükmettik, dünyaya hem de öyle bir hüküm ki Adaletin ışığında İslamiyet’in inceliği ile tüm dinleri milletleri özgürlükleri gözeten bir hüküm.   

Evet Kandırıldık, bazen en çok hain çıkartan millette biz olduk ama diz çökmedik, yüzyıllar ölümlü dünyada her şeyi değiştirdi belki lakin bu ruhu değiştiremedi. 15 Temmuz’da son örneğini sergiledik, siyaset tarafına bakmayın, darbe gerçek olabilir sahte te olabilir 2 görüşe inananlar olsa da herkesin doğruluğundan emin olduğu bir görüş var ki o gece oradaki halk yanındaki arkadaşı şehit düşen yine de vatanı müdafaa etmekte bir an bile kaçmayan o aziz halk, kahraman dedelerin kahraman torunları olan o millet.

Cesurca tankların mermilerin, bombaların önüne yatan kahramanlar 15 Temmuz görüntülerini izleyiniz o annelere, babalara, oğullara, bakınız onlar ölmeyi bildi, biz ölmeyi bildik, tarih boyunca her zaman çok güzel öldük, vatanımız için namusumuz, bayrağımız toprağımız için, o mazlum çocukların gözyaşları için öyle güzel öldük ki.
Abdülhamit Hanı’nda dediği gibi

‘’Birde bu kıymetler  için yaşayanları düşünün’’

 Milletinizi tanıyın tarih tekerrür eder bizim milletimiz için ayni oyunlar 200 yıldır oynanmakta bu nedenle ki  tarihimizi tanımalıyız, geçtiğimiz yüzyılın 3 büyük Türk kahramanı var, bunlardan biri Ulu Hakan Sultan Abdülhamit han diğeri ise Mustafa Kemal Atatürk  sonuncusu ise Sultan Abdülaziz şimdi biz görüyoruz Abdülhamit Han’ı sevenler Mustafa Kemal’i sevmezler Mustafa Kemali Sevenler Abdülhamit hanı sevmezler Allah’ım ne büyük gafillik, bu görmez misiniz? Onlar birbirlerini tamamlar nasıl mı? Açıklayalım;  

  Abdülaziz dönemine gidelim öncellikle, Osmanlı hasta adam, ekonomisi bozuk ordusu silah sıkıntısı çekmekte, teknolojik olarak geri bırakılmış, tebaası bir çok din bir çok ırka ev sahipliği yapan batının gözünde hasta adam, hasta ama her büyük ülkenin iştahını kabartan petrole sahip, Abdülaziz saltanatı devir aldıktan sonra, donanma kurdu orduyu yeniledi, sağlıkta ilimde fende Osmanlı gelişmelere başladı Osmanlı bankası kuruldu, hasta adam iyileşmeye başladı, batı korktu geleceğin enerji kaynağına sahip güçlü bir Osmanlıdan çok korktu, çünkü o Osmanlı zulümlere asla sessiz kalmazdı iyileşmiş üstelik enerji kaynaklarına sahip bir Osmanlı dünyada var olursa batı nasıl köle, ticareti sömürgecilik yapabilirdi ki, o vakit  Batılılar kirli oyunlarına başladı Osmanlı içinden, hainler buldular kimini satın aldılar kimini yetiştirdiler kimini tehdit şantaj ile esir aldılar ve Sultan Abdülaziz’e karşı o darbeyi yaptılar.     

Mithat paşa gibi bir haini kullandılar O Abdülaziz’i hal(tahtan indirdi) etti hatta katletti, yerine bir mason olan ve akıl sağlığı problemi olan V.Murat’tı geçirdi, ama olmadı Murat’tın akıl sağlığı bozuktu padişahlığa devam edemezdi,  Mithat paşa Abdülhamit gibi bir kahramanı padişah yapmak zorunda kaldı,

  Mithat paşa Abdülhamit Hanı padişah yaptı, ama bir şartla 1. Meşrutiyeti ilan etmesi 1.Meşrutiyet kısaca cumhuriyet sistemine benzer parlamenter, bir yapı idi padişahın yetkisini büyük ölçüde kısıtlar tüm yetkiyi meclise verirdi görünürde iyi gibi olsa da bu durum  Osmanlı için geçerli değildi, bayrağı altında bu kadar çok halk, bu kadar çok din barındıran ve bu kadar hedefte olan bir imparatorluk için felaketten başka bir şey değildi, Meşrutiyet batı milliyetçilik akımı ile insanları kandırmayı iyi biliyordu planı da buydu zaten çünkü o gafiller ki batının elindeki ateşi gül zannederdi şimdi bakın onlara Osmanlıdan sonra 3.kuşaklarında bile hala acı, ölüm torunlarından eksik olmadı. Dedelerinin yaptığı ihanetin bedelini 100 yıldır ödeseler de bitiremediler, ne savaşlar eksik oldu ne diktatör yönetimler.

1. Meşrutiyete örnek vermek gerekirse günümüzdeki mecliste en fazla koltuğun ve milletvekili sayısının  HDP nin olduğunu düşünün, o meclis ülkesi için mi çalışır sizce ?    

  İngilizlerin milliyetçilik gazına gelen  ve Osmanlı Tebaası olan, Araplar, Bulgarlar, Siyonistler, Ermeniler hatta bazı Türkler kandırıldı, kendilerinin ve Osmanlının felaketleri için azmettirildiler 1890’lı yıllardaki İngiliz gizli arşivlerini inceleyiniz şuan çokta gizli değil, o  arşivler ve notlarda  geçen Mithat paşaya iletilen rica belki de talimat Osmanlı Rus savaşı çıkması idi, bu savaş ile Osmanlıya son ve ölümcül darbe indirilmek istendi.

Öncelikle şunu bilmeliyiz ki Abdülhamit Han dönemi 3’e ayrılır bunlardan ilki  1. Meşrutiyet dönemidir ve 1.5 yıl sürmüştür sonrasında Abdülhamit Han’ının devlette tam kontrol sağladığı 30 yıllık dönem ve son olarak yine 1.5 yıl süren 2.Meşrutiyet dönemi, büyük hakanımızın 33 yıl süren iktidarı boyunca sorumlu olduğu dönem bu iki meşrutiyet arasında kalan 30 yıllık dönemdir      

 Osmanlı bu 30 yıllık dönemde gelişmiş, okullar medreseler açmış sosyal yardımlar konusunda vakıflar kurarak sosyal bir devlet olma yolunda emin adımlarla ilerlemiştir o yıllardaki tüm büyük projeler bu dönemde gerçekleşmiş, bir karış toprak dahi kaybedilmemiştir.

Kurtuluş savaşını kazanan kahraman komutanlar bu dönem açılan askeri okullarda yetişmiştir. Geçilemeyen Çanakkale Tabyaları bu dönem yapılmış. Osmanlı,dış borcunu ödeyerek bu dönem nefes alabilmiştir nefes ki hem de ne nefes, borç yükünden kurtulan Osmanlı büyük hicaz demiryolu projesi Anadolu’ya yapılan yatırımlar öksüz ve yetim okulları sağlık alanında önemli gelişmeler, hastaneler, üniversiteler, ilkokullar öğretmen okulları mühendis okulları donanmanın yenilenmesi ordu envanterinin genişletilmesi askeri alanda yenilikler gibi pek çok konuda önemli adımlar atılmış pek çok hizmet halka sunulmuştur.       

Eğer Abdülhamit ‘han ile geçen bu 30 yıllık dönem olmasa neredeyse tüm tarihçilerin fikir birliğine göre Türkiye Cumhuriyetinin kurulması imkansız olacak bir şekilde kurulabilse bile 20 yıl geriden geliyor olacaktı bunun en büyük kanıtı tüm nitelikli insanlar, doktorlar mühendisler, öğretmenler, hatta askerler bile bu dönem açılan okullarda yetişmişti.      

Mithat paşa meclisi Rusya ile savaşa girmeye Abdülhamit Han’ın tüm muhalefetine ordu hazır değil uyarılarına rağmen ikna etmiş, tarihe 93 harbi olarak gecen Mehmetçiğimizin kanının son damlasına kadar savaştığı ama Osmanlının yenilmesine, engel olamadığı Rusya Osmanlı savaşını çıkarmıştır.      

Ruslar batıda şimdiki Atatürk Havalimanın olduğu Yeşilköy’e kadar ilerlemiş doğuda Erzurum ve Kars elden gitmiştir.  Savaşta Osmanlı ekonomisi tam olarak çökmüş, memurların askerlerin maaşları ödenemez olmuş halk açlık çekmeye başlamıştır.

Düşman İstanbul önlerinde iken ateşkes şart olmuş, barış için gönderilen heyete öyle ağır şartlar sunmuştur ki Ruslar, bu Osmanlı için son demektir ya şartlar imzalanacak, yada birkaç saat içinde İstanbul işgale uğrayacak ve düşecektir.

Benzer Yazımız  Doktorla Tartışan Hasta Kendini Affettirmek İçin Bunu Yaptı

Tarihe Ayastefanos Antlaşması olarak geçen bu anlaşmaya göre topraklarımızın 3/1 i Rusya’ya verilmiş balkanlarla tüm bağımız kesilmiş, Rumeli elden gitmişti ayrıca 245 milyon altın savaş tazminatı istenmiştir bu günümüz parası ile 500 milyar dolar etmektedir, zaten memur maaşlarını bile ödeyemeyen hazinede bu para olmadığı için Kars Ardahan ve Batum da elden gitmek üzeredir, iç karışıklıklar ve isyanlar ile birleşince bu Osmanlı için son demektir.    

 Abdülhamit bu felaketlerden sonra Mithat paşayı görevden aldı ve meclisi süresiz tatil etti, sonra o müthiş siyaseti ile İngilizleri Rusların tehdit olduğuna ikna etti, Abdülhamit Hanın’ Kıbrıs’ı verdi diye günümüzde bile  karaladıklarını okuyorum ve görüyorum bu, olay ise tüm açıklığı ile şu şekildedir, İngilizler Rusların çok güçlenmemesi için Abdülhamit Han’ın destek isteğini kabul etti ama  Kıbrıs’ı istedi. Abdülhamit  han buna karşı çıktı direndi, İngilizler geri adım atmak durumunda kaldı sonra mülkü Osmanlı olmak şartı ile İngilizlere Kıbrıs’a üst kurma hakkı verildi, günümüzdeki İncirlik üstü gibi, düşünebilirsiniz kullanım hakkı onlarındı ama toprak yasal olarak bizimdi.      

 Rusya  Osmanlı ile yeni çıktığı savaştan sonra İngiltere ile bir savaşı göze alamayacağından dolayı imzalanan Ayastefanos anlaşması kağıt üzerinde kaldı asla uygulanmadı, Ruslar geri çekilmek zorunda kaldı.     

Şimdi sizi vicdanınızla baş başa bırakarak bir soru soruyorum tüm bunların ışığında Kıbrıs’ın İngiltere’ye üst olarak verilmesi, sonrasında 1. Dünya savaşında İngiltere Kıbrıs’ı imzaladığı anlaşmaya rağmen hukuksuz bir şekilde bu anlaşmadan cayarak işgal etmesi Abdülhamit Hanın suçumu dur? Yoksa yukarıda yazılı durum düşünüldüğünde onun koskoca bir imparatorluğu yıkılmaktan kurtarması mıdır? Benim vicdanım kurtarması diyor. Gelelim 2 kahramanımızın birbirini nasıl tamamladığına.

Abdülhamit han siyasi zekâsı ile Osmanlının o dönem yıkılmasını tam 33 yıl geciktirmiş bu süre bu milletin MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gibi bir kahraman daha yetiştirmesine imkân tanımıştır,   

Abdülhamit Han olmasaydı Mustafa Kemal’den önce Osmanlı yıkılacak belki de Türkiye Cumhuriyeti asla kurulamayacaktır. Şimdi siz bu tarihi gerçekler eşliğinde 2 kahramanımızı din konusu yüzünden ayıracak ve birini sevmeyecek anmayacak, en azından saygı duymayacak kadar, nankör yada kör müsünüz?   

O padişah ki bir ömür bu millet için çile çekti, tüm emekleri gayretleri kendi evlatlarım dedikleri o dönemki cahiller tarafından heba edildi her şeye rağmen bize hakkını helal etti pişman olan kandırılan herkese helal etti,   

                    Siz onun hakkı ile mi öleceksiniz?  

O atamız ki bizi muhasır medeniyetler seviyesine getirdi savaşma azmi verdi her şey bitti dediğimizde içimizdeki gücü bize gösterdi, Cumhuriyeti armağan etti ülkesinin ve milletinin bekası dışında hiçbir şey düşlemedi karanlıktaki ışığımız umutsuzluktaki umudumuz oldu. İstikbal göklerde dedi, bir gün benim sözlerim bilim ile çelişirse bilimi tercih ediniz diyebilecek kadar ileri görüşlü idi.

Siz onun hakkı ile mi öleceksiniz ?

 Abdülhamit hanın sırdaşı Mâbeyn-i Hümâyun Başkâtibi, belki de ona bu kadar yakın olup-ta tek ihanet etmeyen insan ‘’Hasan Tahsin Paşa’’ Tahsin Paşa’nın Büyük hakanın ölümünden yıllar sonra milliyet gazetesi için 1930lu yıllarda da kaleme aldığı yazı dizininden daha sonra kitap haline getirilen bir eserivar ‘’Sultan Abdülhamit’in Yıldız Hatıraları’’ adlı bu kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederiz, belki sizde o kitap ile  Ulu hakanımızı bizim gibi sevmeye başlayacaksınız göreceksiniz ki, onun hayatı saltanat zevk sefa ile değil ,milletine hizmet ile geçti.   

Tahsin paşanın kitapta geçen hatıralarından küçük bir örnek verelim size, Tahsin paşa Abdülhamit Hana önem verdiği bir kişinin ihanetini öğrendiği gece gözyaşları ile şu soruyu sorar      

  ‘’Nasıl dayanıyorsunuz hünkarım bu kadar hainliğe ihanete devletimize yapılan hain saldıranlara,  batılı güçlerin oyunlarına, en yakınlarınızın sırtından bıçaklamasına nasıl dayanıyorsunuz, taş olsa çatlar ben görmeye duymaya dayanamıyorum kaçasım geliyor bazen, size yardımcı olamıyorum Sultanım affedin sizin kadar güçlü olamıyorum’’   

  Sorduğu soruya Abdülhamit hanın verdiği yanıtı okuyunca belki sizlerin de gözleri dolar bizim gibi, o cevabı bilerek belirtmiyoruz ki kendiniz araştırın, eminim ki sizde bizim gibi araştırmaya başladıkça duramayacaksınız,  o öğrenilmeyi araştırılmayı hakkediyor. bir zamanlar onun en büyük düşmanı olan bir şairin sözü vardır      

                     ‘’Abdülhamit’i Anlamak Herşeyi Anlamak Olucaktır’’’  şeklinde          

Tarih boyunca Abdülhamit Han kadar karalanan lekelenmeye çalışılan başka bir Osmanlı padişahı yoktur, ona kızıl sultan dediler korkak dediler sarayından çıkamayan zevk düşkünü biri olarak tanıttılar, katil dediler, diktatör dediler cani ve deli dediler ellerinden gelen tüm güçleri ile saldırdılar, çünkü gördüler, Abdülaziz den sonra Osmanlının başına öyle büyük bir lider geçmişti ki üstelik kendi elleri ile geçirmişlerdi bu lideri, onu devirmeden Osmanlıyı yıkamayacaklardı,  

Canına kastettiler en yakınlarını hainliğe sürüklediler öyle büyük bir yalnızlığa ittiler ki ‘’Abdülhamit’in Yalnızlığını’’ Tahsin paşanın gözünden görün isteriz.   

    ‘’Batılı güçlerin yanında Osmanlı imparatorluğunun yalnızlığı makus bir tarih’’ Şimdi anladım ki sadece Osmanlının değil son büyük sultanının da peşini bırakmazmış o makus talih’’       

 Bilin isteriz tüm bunlara rağmen Ulu Hakan Abdülhamit ‘han ı hal etmiş olsalar bile, halkının gönlünden silemediler, tüm karalamalara, iftiralara rağmen cenazesine neredeyse tüm İstanbul katıldı ve dahi tüm Osmanlı ağladı, ne hazin ve gariptir ki en çok da sağlığında ona muhalefet eden hakaret eden ihanet değil belki ama delalet içinde olanlar ağladı.    

Abdülhamit Han asla padişah rahatlığında yaşamamıştır, zaten o dönem bu mümkün değil idi çünkü Osmanlı topraklarındaki geleceğin enerji kaynağı petrol olduğu keşfedilmişti.  

 Günümüzde bile petrolün egemen güçlerin gözündeki değerini, hepimiz biliyoruz bir varili yüzlerce, kendilerinden görmedikleri hatta belki de insan olarak bile görmeyerek vicdanlarını rahatlattıkları, mazlumların  hayatından değerli, bunu belki dilleri ile ikrar etmezler lakin eylemleri ile en ahmak insanların bile anlayacağı şekilde belli ederler    

O güçler ki petrol rezervlerinin Osmanlı topraklarında olduğunu anladıkları an kirli oyunlarına başladı. Öncelikle Osmanlıyı iyileştiren sultan Abdülaziz Hanı yok ettiler sonra tüm Osmanlıyı yok etme hamlelerine başladılar lakin bu hamle Abdülhamit Han tarafından tam 33 yıl engellendi.       

Abdülhamit Han Osmanlının tarihindeki en zor zamanlarında tahta oturabilecek belki de en uygun padişahtı, hasta adam olarak görülen Osmanlıyı iyileştiren ve neredeyse ayağa kaldıran padişahtı, o nasıl rahat edebilirdi ki?

Yine Tahsin paşanın kitabında geçen bir olayı anlatalım size

Benzer Yazımız  Hemşire Ölünce Erkek Olduğu Ortaya Çıktı..

‘’Sultan Abdülhamit Han Hazretleri, tüm zamanını devlet işlerine adamış biri idi ben yanında geçirdiğim 14 yıl boyunca bir kere devlet işlerini bir kenara bırakıp dinlendiğini görmezdim, duymazdım da önemli bir olay vuku bulduğunda gece kaç olursa olsun beni kaldırınız diye bana emir vermiştir kendisi. Bende bu tür olaylarda vakit kaybetmeden sultanı uyandırırdım gelişmeler üzerine düşünür çalışır irade belirlerdik, bu bazı zamanlar saatlerce sürerdi, ertesi sabah her zaman ki saati olan 6:00 da hünkarımız odasında devlet işleri ile meşgul olduğunu görür hayret ederdim, bir gün dahi geç kalktığına bugünde istirahat edeyim dediğine şahit olmadım.’’

Yazımızın başlarında demiştik ya, Osmanlıyı yüceltende yıkanda ve küllerinden yeniden doğuranda merhametidir diye, Abdülhamit Han yaşlanmıştı yıllar onu yormuş ama kararlılığından bir şey alamamıştı batının saldırıları, kirli oyunları ise hiç durmamıştı hatta çok daha şiddetlenmişti, çok güvendiği birlikte büyüdüğü çoğu sırrına vakıf olan Ahmet Celalettin paşada ona sırt çevirmiş hainlik etmişti.

İttihat ve terakki cemiyeti ve JönTürkler’in baskısı ile 2. Meşrutiyeti ilan etmek zorunda bırakıldı Sultan Abdülhamit’in ülke üzerindeki kontrolü 2.Meşrutiyetten sonra zayıfladı yokluğu halkta o kadar hissedildi ki yolsuzluklar, hainlikler  faili meçhul büyük cinayetler başladı iç huzursuzluklar çıktı halk İttihat ve terakki cemiyeti ve meşrutiyetten nefret etmeye başladı.

Bu gelişmeler üzerine paniğe kapılan İttihat ve terakki cemiyeti Selanik’te çapulculardan, askerlerden ve paralı haydutlardan oluşan 15 bin kişilik adına Hareket ordusu dedikleri bir ordu kurdu ve İstanbul’a getirdi bu ordu İstanbul’da yağma ve bir çok suça karıştı son olarak İttihat ve terakki cemiyeti, yine halkın Abdülhamit’i desteklemesinden korkarak darbe plandı ve Yıldız sarayına Hareket ordusunu yönlendirdi…

Hareket ordusu ağırlıklı haydut ve çapulculardan oluşuyordu ama Osmanlı üniforması giyiyordu Müslümandı, Alla hu Ekber nidaları ile ilerliyordu.     

Abdülhamit Han’a bağlı ve Yıldız sarayını koruyan 1. Ordu eğitimli disiplinli 30 bin kişilik bir kuvvetti, 1.ordunun kumandanı Abdülhamit Han’dan Hareket Ordusuna müdahale için izin istemeye, Yıldız sarayında Ulu hakanın huzuruna çıktı. Abdülhamit Han pencereden bir müddet kendisini devirmeye gelen hareket ordusunu izledi.      

 Dua ettiklerini namaz kıldıklarını ve kelime-i şahadet getirdiklerini işitti.    

Kumandana dönerek ben Müslümanların halifesiyim, Müslümanı Müslümana kırdıran bir halife olarak anılmakta, bu vebal ile yaşamakta hakka göçmekte istemiyorum, dedi, kumandanın tüm ısrarlarına rağmen izin vermedi istese, Hareket Ordusunu birkaç saat içinde yok edecek güce sahipti ama yapmadı.     

 Ah ulu hakanım bir bilseniz bu kararınızın bu merhametinizin Osmanlıyı yıkacağını yüzbinlerce Müslümanın hayatına mal olacağını belki yoruldunuz belki onların yönetebileceğine inandınız, lakin siz değil miydiniz?                 

 ‘’Benden sonra bu devleti 10 yıl idare etsinler 100 yıl saysınlar’’                                                                                    

 diyen ne kadar haklıydınız.  

 10 yıl bile idare edilemedi o devlet, belki yok olmadı ama şekil değiştirdi Türkiye Cumhuriyeti oldu, öncesinde 15 devlet yıktık ve 15 devlet kurduk kurduğumuz tüm devletler dünyaya hükmetti, biz inanıyoruz 16. Devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti ’de dünyaya hükmedecek.     

Hem de ne hüküm, Adalet ile asalet şefkat ve barış dolu bir hüküm, belki ben göremeyeceğim, belki çocuklarım, torunlarım, göremeyecek hatta onların çocukları göremeyecek, ama torunlarımız gelecekte elbet tekrar dünyaya hükmedecek

Hem de atalarından miras aldıkları ahlak ile insanlık ile dünyaya tekrar barışı, şefkati, merhameti ve huzuru getirerek hükmedecek…   

 Allah bizimle biliyoruz,  insanlığın son kalesiyiz görüyoruz, hey hat biz tarih boyunca hiç zalimlerden olmadık kendi refahımız için öldürenlerden acı çektirenlerden olmadık, mazlumlar için öldük, en umutsuz günlerde başımızı bir tek secdede eğdik çünkü eğri başı kılıç keser biz bunu hep bildik, küllerimizden doğduk ta yüzümüzü gönlümüzü paraya ikbale dünya malına değil Alemlerin rabbine, döndük.             

Sultan Abdülhamit Handan sonra onun en büyük muhaliflerinin duyduğu pişmanlıkları araştırın bazılarını ise biz söyleyelim;

Said Nursi Efendi:

    Abdülhamit’in saltanatı döneminde en büyük muhaliflerinden biri olmuştur, daha sonraları kendi ölümünden bir süre evvel, 2. Abdülhamid Han’ın varislerinden helallik aldığı da genel bir kabuldür. (Nur cemaati internet sitelerinde de bu özrü görebilirsiniz.
 —————————————————————————————————————–

Mehmet Akif Ersoy:

     Abdülhamit’e döneminde en sert muhalefeti yapmıştır sonraları ise bu şiiri yazmıştır.

‘’ ‘’Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.

Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik,
tuhaf iş; Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!

’’ Yine Mehmet Akif Ersoy’un anılarında geçen bir olayı anlatalım.;

Bir camide, Abdülhamid Han döneminde orduda önemli bir görev sahip olan bir subayın ağzından dinlediği şu hatıra, Abdülhamid Han’ın “veli padişahlardan” olduğunu ispatlayan en çarpıcı misallerdendir:

Mehmet Akif, sabah namazlarını Sultanahmet Camii’nde kılmayı adet haline getirmişti.
Bir zaman, her sabah camiye erkenden gelip, mihrabın bir köşesinde sürekli gözyaşı dökmekte ve inlemekte olan, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir zât dikkatini çeker. Durmadan ağlayan bu adamın uzun süre büyük bir hayret ve merakla takip eder. Nihayet bir gün yanına yaklaşarak, derdinin ne olduğunu, nende kendini bu kadar derbeder ettiğini sorar: “Muhterem, Allah’ın rahmetinden bu kadar ümitsizlik olur mu?
Niye bu kadar ağlıyorsun?” O zât, “Beni konuşturma, kalbim duracak” diyerek önce konuşmak istemez.
Ancak, çok ısrar edince, bu halinin sebebinin ne olduğunu Akif’e gözyaşları içerisinde şöyle izah eder:
“Ben, Abdülhamid devrinde binbaşı idim. Anam- Babam vefat edince sadarete (Sadrazamlığa) bir dilekçe gönderdim. Dedim ki: “Mallarımız, gayrimenkullerimiz var. Bunların bir nezarete (bakıcıya) ihtiyacı vardır. Kabul buyurulursa istifa etmek istiyorum.
” Sadaret benim dilekçemi padişaha göndermiş. Bana doğrudan doğruya Hünkârdan bir yazı geldi:
“İstifa kabul edilmedi” deniyordu.
Ben bir daha gönderdim. Yine aynı cevap geldi. Bizzat huzura çıkıp şifahi (yüzyüze) görüşmek istedim.
Ben o cehalet ile padişahın huzuruna çıktım: Sultanım, istifamın kabulünü istirham edeceğim. Durumumuz budur, dedim. Derin derin düşündü istifa etmemi istemiyordu.
Yüzünden belli idi. Israrıma dayanamadı. Öfkeli bir edayla, elinin tersi ile:
-Haydi, istifa ettirdik seni, dedi.
Ben dönüp işimin başına geldim. Gece manâ aleminde orduların teftiş edildiğini gördüm.
Rasulullah Efendimiz (A.S.M.) Yıldız Sarayı’nın önünde duruyordu. Bütün Türk ordusunu teftiş ediyordu. Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de orada idi. Abdülhamid, edeple Fahri Kâinat Efendimiz’in arkasında duruyordu. Derken, benim birliğim geldi.
Başında kumandan olmadığı için darmadağınıktı. Efendimiz: “Nerede bunun kumandanı?” diye sordular. Abdülhamid de: “Ya Rasulullah çok ısrar etti. İstifa ettirdik.” dedi.
Efendimiz: “Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik!”.
Buyurdular.
İşte ben o gün bugündür bunun hicranı ve pişmanlığı ile gözyaşı döküyor, kederleniyorum. Ben ağlamayayım da söyle kim ağlasın?
—————————————————————————————————————
Dr. Rıza Nur:

       Abdülhamit Han karşıtı bir Türk aydını, ulu hakanın ölümünden sonra şu satırları günlüğüne yazmıştır; “Hürriyet imha edildi. Yeni bir zulüm ve istibdad dönemi başladı.  Bu zulüm ve istibdad Abdülhamid’inkinden de İttihadçıların kinden de dehşetli oldu. Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı? Hiç… Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı.  Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalışmıştı. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor.” “İttihatçıların halini görünce Abdülhamid aleyhine çalıştığıma utanmış, ne büyük günah işlemişim demiştim. Bunu görünce Abdülhamid’e de İttihatçılara da rahmet okuyor, aleyhlerine çalışmakla ettiğim günahların affını Allah’dan diliyorum.
” ————————————————————————————————————-
Rıza Tevik:

   31 Mart komplosunu yapanlardan biri idi ölmeden önce hem tüm şahitler huzurunda hem de büyük çaba ve acı ile kendi el yazısıyla bunları yazmıştır.; “Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kasdıyla değil, tamamıyla aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han’a edilen iftiraları tespit gayesiyle yazdım. 31 Mart vakasını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnadla, sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur.   31 Mart’ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım. 31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.”
————————————————————————————————————-
Filazof Rıza Teyfik:

         Ulu Hakan Abdülhamit’ karşıtı en büyük muhaliflerden biriydi Abdülhamit ’hanın ölümünden sonra şu şiiri kaleme aldı.; Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? Feryâdım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günahına.

Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyâsî Padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli” dedik, İhtilâle kıyam etmeli dedik; Şeytan ne dediyse, biz “beli” dedik; Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. Sade deli değil, edepsizmişiz. Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, Bir sürü türedi, girdi meydana. Nerden çıktı bunca veled-i zinâ? Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler, Katliâma kadar sürüp gittiler. Saçak öpmeyenler secde ettiler. Tükürün onların pis külâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin, Sehpâ-yı kazâya boyun verenin. Lanetle anılan cebâbirenin Bu, rahmet okuttu en küstahına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır, Herkesin belâdan nasîbi vardır, Selâmetle eren pek bahtiyardır, Harab büldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü, Ridâ-yı diyanet yerde süründü, Türkün ruhu zorla âsi göründü, Hem Peygamberine, hem Allâh’ına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin Âhiretten bile himmet eylersin, Çok çekti şu millet murada ersin Şefâat kıl şâhım mededhâhına.
————————————————————————————

İttihat ve Terraki üyelerinden Zamanında Abdülhamit karşıtı Süleyman Nazif;

        Yine Padişahın ölümünden sonra bu şiiri kaleme aldılar Padişahım gelmemişken yâda biz, İşte geldik senden istimdâda biz, Öldürürler başlasak feryâda biz, Hasret olduk eski istibdâda biz.

Dem-bedem coşmakta fakr-u ihtiyaç, Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç. Memleket mâtemde, öksüz taht-u taç, Hasret olduk eski istibdâda biz.

——————————————————————————————
Şair Tevfik Fikret:

Abdülhamit Han’a yapılan ve tarihe yıldız suikastı olarak geçen Ulu hakanımızın 1 dakika ile kurtulduğu suikast sonrası o dönem bu şiiri kaleme almıştır. Ey şanlı avcı, damını bi Hüda kurmadın, Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki, vuramadın. Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sukun Bir hayr olurdu, misli asırlara geçmemiş. Abdülhamit hanın hal edilmesinden 7 yıl sonra ise onu hal eden İttihat ve Terakki cemiyetini hedef alan bu şiiri kaleme almıştır. Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır Huzurunuzda titriyor – şu milletin hayatıdır Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Benzer Yazımız  Doktoru Darp Edenlere 7 yıl 10 Ay Hapis

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var Bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.

————————————————————————————————————-
  Sözlerimi sonlanırken bu noktaya kadar, eğer tüm yazdıklarımı okuma sabrı gösterdiyseniz size çok teşekkür ederim. Bu uzun yazıyı yazma amacım şahsımın geç öğrendiğim, bazı tarihi gerçekleri henüz vakıf olmamış, tek bir kişiye dahi olsa öğretebilmek, anlatabilmek ve gösterebilmektir. Ki ecdadımıza olan borcumu bir nebze olsun hafifletebileyim.     

 Bizler Türk’üz merhametimiz ve adaletimiz ile dünyaya nam salmış, ama üzgünüm ki dünyanın en büyük hainlerini de kendi içinden çıkartmış vakur bir milletiz.

Allah başta Abdülhamit Han ve Mustafa Kemal Atatürk Olmak Kaydı ile tüm Türk kahramanlarından ve şehitlerinden razı olsun.

Görüyorum ki pek çok kişi Abdülhamit Hanı hala kötüleyerek cehaletini ya da ihanetini belli etmektedir. Unutmayınız ki onun en nefret dolu yeminli düşmanları ile o öldükten sonra onun arkasından pişmanlıkları ve mahcubiyetlerinden ve dahi felaketlerinden ötürü ağlayan kişiler ayni kişilerdir, bu tarih kayıtlarında kesin olarak görülmektedir.      

 Mustafa Kemal Atatürk’ü seven ama Abdülhamit’i sevmeyen veya Abdülhamit’i seven ama Mustafa Kemali Sevmeyenler, eksiktir, siz eksiksiniz, ne yaparsanız yapın bir tarafınız eksik, anlamamışsınız ne Gazi paşayı nede Ulu Hakanı, biz yukarıda dilimiz döndüğünce anlattık lütfen tekrar okuyunuz bu yetmez ise tarihe bakınız, ihtimalleri değerlendiriniz.

 Size anlatılan tarih 200 yıllık batı sömürgesinin oyununu saklayan tarih  o oyunda çok basit bizi kim iyi yönetirse hedef o itibar etmeyiniz.     
                  
 Abdülhamit Han’ının sözü ile kapatalım.

‘’Bir gün Fransız gazeteleri Sultanı çok ağır şekilde eleştirmektedir. Divanda paşalardan biri önlem almalıyız bunu size neden yapıyorlar diye sorar? Abdülhamit ‘han gülümser, paşa onlar bizi eleştirmez (Batı medyası) överler ise kendimizden şüphe ederiz der.’’

 26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt Muharebesinden beri biz hedefiz çünkü farklıyız bunu ilk o zaman gördüler evet biz farklıyız,  farkımız şudur ki

‘’Öldürmek için değil, yaşatmak için savaşırız.

KAYNAK : LiziVonRobe

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.