20.04.2019 - Sağlık Personelinin Haber Portalı

Çay Ocağından Müthiş Başarıya

Çay Ocağından Müthiş Başarıya

Henüz 5 yaşında bir çocukken, babasına ait çay ocağında hayata ilk adımını atan Prof. Dr. Yusuf Kalko, kalp damar cerrahisinin zirvesine uzanan hayatını kaleme aldı. “Yüreğinde yer aç” biraz hatıra, biraz dertleşme, biraz da iyi insan olmak için genç kuşaklara nasihat niteliğinde…

ZİYNETİ KOCABIYIK

O ağabeyiniz, kardeşiniz, amcanız, babanız kısacası aileden biri gibi… Hastası olmanıza gerek yok, sokakta da karşılaşsanız aynı duyguya kapılırsınız. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Kalko, en dibi de görmüş zirveyi de… Dört çocuklu fakir bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Henüz 5 yaşındayken sabahın beşinde babasının peşinden sokaklara düştüğünde tanımış ilk kez hayatı. Çay tezgâhına yetişmek için ayağının altına limon kasası koyması gerektiğinde ne kadar aciz olduğunu hissetmiş; eline tutuşturulan çay tepsisini dökmeden sanayideki dükkânlara taşıyabildiğinde de ne kadar güçlü olduğunu…  Şimdilerde Türkiye’nin en başarılı kalp damar cerrahlarından biri… Özellikle felç tedavisinde; yatağa mahkûm olabilecek hastaları, kendi buluşu olan yöntemle ayağa kaldırabiliyor. Hasta listesinde yurt içinden ve yurt dışından önemli politikacılar da var işçi de emekli vatandaş da. 10 binden fazla hastanın hayatına dokunmuş… Binlerce insan, binlerce de hatıra biriktirmiş. “Yüreğinde Yer Aç”ta bunları anlatıyor. Aslında kitaptaki bir cümlesi hayata bakışını özetliyor “… Biz sırtını pamuktan döşeklere yaslayan çocuklar değildik. Bilmezdik de zaten pamuktan döşekleri. Bir azla yetinmeyi bilirdik bir de azimle çalışmayı…”
Kitap o kadar sıcak ve samimi bir dille yazılmış ki, çoğu insan çocukluğundan bir şeyler bulabilir satır aralarında. Kitabı okuyup bitirdikten sonra ise aklınızda kalan kelimeler “hırs”, “cesaret”, “güçlü aile bağları”, “tevekkül” ve “iman” oluyor… Prof. Dr. Yusuf Kalko ile gün boyu süren ameliyatlar dizisinden sonra buluştuk. Hem kitabını konuştuk hem de hayatı sorguladık biraz…

¥ Bugüne kadar sizi özellikle felç tedavisinde uyguladığınız kendi buluşunuz teknikle ve zor vakalarla haber yaptık. Hastayı uyutmadan konuşa konuşa şah damarı ameliyatı yapıyorsunuz. Felçli hasta ayağa kalkıp gidiyor. Bu kadar tıbbi başarınız varken mesleki bir kitap yerine neden böyle bir anı kitabı yazmak istediniz?
Bu kitabı yazmaktaki amacım çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatı öğrenmesine ufak da olsa katkıda bulunma arzusuydu. “Hiçbir başarı zahmetsiz olmaz” sözünü hayatımdan örneklerle anlattım kitapta.

¥ Babanızın çay ocağında başlamışsınız hayatın “zahmetlerini” çekmeye…
Evet 5 yaşındaydım. Ben varoştan geldim buralara. Bunu söylemekten de çekinmiyorum. Küçücüktüm çok yoruluyordum. Çay ocağında çalışırken arada bir boş kaldığımda çay tepsisini kucağıma alıp hayaller kuruyordum. Büyümüş önemli bir adam olmuş hayal ediyordum kendimi. Babacığımı ve ailemi rahata kavuşturuyordum. Çok sürmüyordu hayal “Yusuf! Yandaki dükkâna 3 çay…” sesiyle kendime geliyordum. O an ellerimi açıp “Yarabbi sen bana yardım et” çok demişimdir. Hâlâ aynı duadayım… O küçücük yaşımda sabahın köründe çay ocağına yarı uykulu geldiğimde, arkadaşları babama “Çocuğu bu saatte niye getiriyorsun?” derlerdi. “Hayatı öğrensin, ileride beni anlayacak” derdi babam. O kadar haklıymış ki…

¥ Bu arada okul devam ediyor muydu?
Bir taraftan da okula gidiyordum. Akşam eve döndüğümde ayaklarımın altı patlamış olurdu. Annem bu duruma çok üzülüyordu ama bu durum beni daha çok hırslandırıyordu. Bu şartlarda ortaokulu, liseyi bitirdim. Özellikle rahmetli annem okumam konusunda çok titizdi. Hatta doktor olmayı anneme borçluyum. Üniversitede ilk olarak kimya fakültesini kazandım. Ama ben çocukluğumdan bu yana doktor olmak istiyordum. Babam da ‘madem orayı kazandın devam et’ diyordu. “En son babalar duyar” hesabı o okula gitmedim. Annem bileziklerini bozdurdu dershaneye kaydettirdi beni. 1 yıl boyunca okula diye çıkıp babamdan gizli dershaneye gittim. Sonuçta Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım.


AİLEMDE ÇOK KALP HASTASI VARDI, DAMAR CERRAHI OLDUM
¥ Kalp damar cerrahisini seçerken aklınızda ne vardı?

Doktorluk çocukluk hayalimdi ama kalp damar cerrahı olma kararım, ailemde kalp hastası sayısının fazla olması ile ortaya çıktı. Bir gün en büyük dayım kalp krizi geçirdi. Acilin kapısında bekliyorduk hep birlikte ve durumu çok kritikti. O yıllarda ben daha lise öğrencisiydim. Doktora dayımın durumunu sorduğumuzda bize tıp dilinde cevap verdi. Hiçbirimiz ne dediğini anlamadık ama anlayamadığımızı söyleyemedik bile. Doktor dili diye bir şey vardı ve hasta anlasın ya da anlamasın o dilde konuşuluyordu. Anlamadığımızı sorduğumuzda da üstüne fırça yedik. O zaman kendi kendime şu sözü verdim:  “Hayalini kurduğun mesleği yapmaya başladığında sen insanların anlayacağı dilde konuş; onları merakta bırakma; önce akrabaları ol sonra da doktorları…” dedim.

DOKTOR OLMAK ALLAH KORKUSU GEREKTİRİR
¥ Hastalarla ve hasta yakınlarıyla empati kurmayı başarabildiniz mi bu işi yapmaya başladıktan sonra?

Yapabildiğimi düşünüyorum. Doktorluk benim olduğu gibi pek çok gencin hayali. Statüsü yanında kazancı da yüksek bir meslekti. Ama şimdi maalesef işler çok daha zor. Çeşitli sebeplerden dolayı insanların severek hevesle yaptıkları bir meslek olmaktan çıktı. Maddi kazancı da sanıldığı gibi değil. Ama şunu söyleyebilirim ki, doktor olmak öncelikle Allah korkusu ve bu işi çok sevmeyi gerektiriyor. Başka türlü yapamazsınız çünkü. İnsanlara buzdolabı tamir eder gibi yaklaşamazsınız. Eğer böyle düşürseniz hem yaptığınız işten zevk almazsınız hem de karşınızdaki kişileri tatmin edemezsiniz. Doktorluk sadece hasta bakıp ilaç yazmak olarak görülürse eksik kalır. İnsanların beklentisi insanca yaklaşım ve bilgilenmek. Bence başarılı hekim empati yapmasını bilen hekimdir. İşini severek yaparsan Allah da sana yardımcı oluyor. Tıpkı benim kalp damar cerrahisini tercih etmem gibi.

YAŞLI HASTAYI ANNEM BABAM GİBİ BİLİRİM
¥ Günümüzde TUS’ta malpraktis yasası, hekime şiddet gibi sebeplerden dolayı cerrahi branşlar tercih edilmiyor. Siz biraz da mecburiyetten birçok defa, cesur davranmış, risk almış ve hayatlar kurtarmışsınız…

Bize çoğunlukla yaşlı hastalar geliyor. Gelen hastayı annem babam yerine koyarım ona göre yaklaşırım. Bezmiâlem’de yıllar önce çalışırken Aort anevrizması olan bir adamcağızı getirmişlerdi acile. Damarı 15 santim olmuştu ve patlamak üzereydi. Ben ‘hemen ameliyat edeceğim’ dedim. Ama burada bu tarz ameliyatlar yasakmış; bu hastalar ölür diye ameliyatları yapılmıyormuş. Hasta yakınlarına durumu anlattım. “Riskli, masada kalabilir ama kurtulma şansı da var” dedim. Dedim ama anestezistler zorluk çıkarmak için yoğun bakımda yer yok diye yapmak istemediler. Sonunda hâllettik, değişik bir teknik kullanarak ameliyatı yaptık. Yoğun bakıma çıkardık ama hastanın kurtulacağına hiç kimse inanmıyordu. Her şey yolunda derken hastanın kalbi durdu. 1 saat kalp masajı yaptım. Sabaha kadar başında bekledim. Hastanın kalbi birkaç kez daha durdu çalıştırdık. Son defasında ne yaptıysak kalbi çalıştıramadık. Tam artık bitti deyip kapıdan çıkarken makine sinyal vermeye başladı. Hasta birkaç gün içinde düzeldi. Taburcu oldu. 10 yıl sonra 80 yaşında, takım elbisesini giymiş, elinde çiçekle beni ziyarete geldi. Hasta hayatını kaybetseydi meslek hayatımda bir daha ameliyat yapma şansım yoktu. Ama ben bunu düşünmedim.  Bir kişinin hayatını kurtarmak bile birçok şeye değer bence…

BİNLERCE FELÇLİ HAYATA TUTUNDU
Bunun meslek hayatınıza yansıması nasıl oldu?
Özellikle benim üzerinde uzmanlaştığım kalp damar cerrahisinde o kadar zor durumda insanlar var ki. Şah damarı tıkanıyor, felç oluyor ve hasta kendi hâline terk ediliyor. Bacak damarı tıkanıyor, kangren oluyor boşu boşuna ayağı kesiliyor. Yaşlı hastalar özellikle. Onlara hiç kıyamıyorum. Çünkü yaşlı nasılsa ameliyat olmaz deniyor. Onlara yardımcı olabilmek için teknikler geliştirdim. Geliştirdiğim teknikle 1000’in üzerinde şah damarı tıkanmış ve felç olmuş hasta yeniden hayata tutundu mesela. Bunlar sadece insan gücü ve doktor tecrübesi ile olacak şeyler değil. Burada ilahi bir güç var işte. Burada duaların kabul bulmuş hâli var. Yani biz çalışalım, uğraşalım, dua edelim. Oluyorsa da şükredelim, olmuyorsa da şükredelim. İhtiyacı olanı mutlu edelim.

SADECE KENDİMLE YARIŞTIM
Günümüzde tıp da ticarileşti. Özellikle kamu dışındaki hastaneler ve doktorlar hasta kapma yarışı hâlinde. Siz de bu yarışa dâhil misiniz?
Ben çay ocağında çayı daha iyi demlemek için kendimle yarışırdım. Aldığım harçlığın önemi yoktu. Derdim çayı beğendirmekti. Sıra doktorluğa gelince “doktor oldum çok kazanacağım” diye değil de “doktor oldum hayatlar kurtaracağım, yaşanmışlıklara ben de değer katacağım, onların hayır duası ile daha büyük başarılar elde edeceğim” diye çalıştım. Asistanlık yıllarımda daha dikiş atmayı bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı: İşini ibadet gibi severek, isteyerek yapacaksın…” Ben her zaman işimi daha iyi yapabilmek için kendimle yarıştım.



BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
sgk hizmet sorgulama